Aşırı Sorumluluk Alma Davranışı Nedir? Nasıl Oluşur?
Aşırı Sorumluluk Alma Davranışı Nedir?
Aşırı sorumluluk alma, bireyin kendi sınırlarını aşarak başkalarının yüklerini üstlenmesi ve her durumu kontrol etme çabasıdır. Kişi, çevresinde yolunda gitmeyen her şeyin sorumlusu kendisiymiş gibi hisseder ve kontrol edemeyeceği durumları düzeltmek için kronik bir çaba içine girer.
Aşırı Sorumluluk Alma Davranışı Nasıl Oluşur?
Bu davranış kalıbı çoğu zaman çocukluk döneminde, bireyin kendisini duygusal, fiziksel veya psikolojik olarak güvende hissetmediği ortamlarda şekillenir. Aile içindeki krizler, ebeveynlerin duygusal olarak erişilebilir olmaması veya aile içi rollerin karıştığı sistemlerde çocuk, düzeni korumak adına erken yaşta 'toparlayan' veya “idare eden” rolünü üstlenir.
Çocukluk döneminde bu stratejiyi geliştiren bireyler şu temel kabulleri içselleştirirler:
- Ortam kontrol altındaysa herkes daha az zarar görür; kontrol edilmeyen her durum ise potansiyel bir tehlikedir.
- Ben sorumluluk alırsam kaos azalır.
- Yük taşımak, ilişkide kalmanın ve bağ kurmanın temel yoludur.
Zamanla bu düşünce kalıpları bir tercih olmaktan çıkarak bireyin hayatında otomatik bir zihinsel refleks ve birincil başa çıkma mekanizması haline dönüşür.
Aşırı sorumluluk alan bireylerde öz değer ve öz saygı duygusu genellikle sergiledikleri işlevsellik ile doğrudan ilişkilidir. Yardım eden, sürekli yük alan ve sorunları idare eden çocuk, çevresi tarafından daha az eleştirilir ve 'sorunsuz' olarak tanımlanır. Çocuklukta koşulsuz kabul görmeyen ve duygusal ihtiyaçları doğrudan karşılanmayan bireyler ancak 'işe yarayarak' veya sorun çözerek görünür olabileceklerini fark ederler.
Aşırı Sorumluluk Alan Bireylerin Yaşadığı Problemler
Aşırı sorumluluk alma eğilimi çoğu zaman yüksek işlevli kaygı ile paralel bir seyir izler. Belirsizlikle ve öngörülemez durumlarla başa çıkmakta zorlanan zihin, güvende hissetmek için kontrol duygusunu ana bir savunma mekanizması olarak kullanır. Birey, kontrolü bıraktığı anda her şeyin dağılacağına dair güçlü bir inanç taşır.
Bu yapısal özellik nedeniyle kişi şu zorlukları yaşar:
- Her ayrıntıyı en ince detayına kadar düşünmek zorunda hisseder.
- Başkalarına güvenmekte ciddi zorluklar yaşar.
- Yardım istemeyi bir zayıflık veya gerilim kaynağı olarak görür.
- 'Hayır' dediğinde mevcut ilişkilerinin zarar göreceğinden endişe eder.
Bu kronik durum uzun vadede; tükenmişlik ve duygusal uzaklaşma gibi ciddi riskleri beraberinde getirir.
Birçok kişi bu durumu 'benim karakterim böyle' diyerek tanımlasa da klinik perspektifte bu bir kişilik özelliğinden ziyade erken dönem uyum stratejisidir. Zihin, geçmişte hayatta kalmak veya düzeni sağlamak için işe yarayan bu yöntemi bugüne taşır. Ancak sorun tam olarak burada başlar: Geçmişte koruyucu olan bu strateji, yetişkinlikte bireyi korumak yerine tüketmeye başlar.
Aşırı sorumluluk alma, kökenleri geçmişe dayanan bir ayakta kalma biçimidir. Bir dönem işlevsel olan bu yapı, yetişkinlikte kişinin öz benliğiyle temasını zorlaştırabilir. Ancak bu örüntü fark edildiğinde ve profesyonel bir terapi ortamında çalışıldığında, sorumluluklar daha esnek ve paylaşılabilir bir yapıya bürünür.
Kişi üzerindeki yükler hafifledikçe, ilk kez kendisine ait özgür bir alanın varlığını hisseder. Bu yeni alan, psikolojik iyileşmenin ve gerçek benliğin ortaya çıktığı yerdir.
