Duygu Nedir? Duyguları Paylaşmak Nedir?

 

Duygu Nedir?

Duygu; bireyin iç ve dış çevresinde gerçekleşen uyaranlara verdiği, fizyolojik, bilişsel ve davranışsal bileşenleri olan çok boyutlu bir psikolojik tepkidir. Lazarus’a (1991) göre duygu, bireyin bir durumu nasıl değerlendirdiğiyle doğrudan ilişkilidir; yani yaşanan olaydan çok, o olaya yüklenen anlam belirleyicidir.

Scherer (2005) duyguları;

  • Bedensel tepkiler (kalp atışı, kas gerginliği),
  • Zihinsel değerlendirmeler (tehlike algısı, beklenti, yorumlama),
  • Davranışsal eğilimler (kaçma, yaklaşma, konuşma, susma) bütünlüğü içinde ele alır.

Psikoloji literatüründe duyguların üç temel işlevi olduğu kabul edilir:

  1. Harekete geçirmeyi sağlar. (Motivasyonel işlev.)
  2. Davranışlara yön verir. (Gelecek seçimleri şekillendirme.)
  3. Kişilerarası ilişkileri düzenler. (Sosyal bağları kurma ve sürdürme.)

Feldman (1994) ve Scherer (2005), duyguların yalnızca içsel deneyimler değil; aynı zamanda sosyal etkileşimi düzenleyen temel sinyaller olduğunu vurgular. Bu açıdan bakıldığında duygular, insanın hem kendi iç dünyasını hem de sosyal yaşamını düzenleyen temel bir pusula işlevi görür. Duyguların fark edilmesi, kabul edilmesi ve ifade edilmesi ise bu pusulanın sağlıklı çalışabilmesi için gereklidir.

 

Duyguları Paylaşmak Nedir?

Duyguları paylaşmak; bireyin içsel yaşantısında deneyimlediği duyguları, düşünceleri ve ihtiyaçları uygun bir dil ve bağlam içerisinde bir başkasına ifade edebilmesidir. Psikolojide bu süreç çoğunlukla kendini açma (self-disclosure) ve duyguları ifade etme kavramlarıyla ele alınır (Collins & Miller, 1994).

Bu süreç yalnızca olumlu duyguların dile getirilmesini değil; kırılganlık, hayal kırıklığı, öfke, korku, üzüntü, suçluluk ve sevinç gibi tüm duygusal deneyimleri kapsar. Jourard (1971), kendini açmanın sağlıklı kişiliğin hem bir göstergesi hem de bir geliştiricisi olduğunu vurgulamıştır.

Psikolojik açıdan bakıldığında duyguları paylaşmak, bireyin hem kendisiyle kurduğu ilişkinin hem de kişilerarası ilişkilerinin temel yapı taşlarından biridir. Duyguların fark edilmesi, adlandırılması ve uygun biçimde ifade edilmesi; ruh sağlığının korunması, ilişki doyumunun artması ve psikolojik iyi oluşun desteklenmesi açısından merkezi bir öneme sahiptir.

 

İnsanlar Neden Duygularını Paylaşmakta Zorlanır?

Duyguları paylaşmanın zorlayıcı olmasının birçok nedeni vardır. Bunların başında reddedilme, yanlış anlaşılma, yargılanma ve zayıf görünme korkusu gelir. Rogers’a (1961) göre birey, koşulsuz kabul görmediği ilişkilerde duygularını ifade etmekten kaçınma eğilimi geliştirir.

Araştırmalar, erken çocukluk döneminde kurulan bağlanma ilişkilerinin, yetişkinlikte duyguları ifade etme biçimini anlamlı ölçüde etkilediğini göstermektedir. Güvenli bağlanma geliştiren bireyler, duygularını daha rahat ve dengeli biçimde ifade edebilirken; kaçınan ya da kaygılı bağlanma örüntüsüne sahip bireyler ya duygularını bastırmaya ya da yoğun ve düzensiz biçimde yaşamaya daha yatkın olabilmektedir (Şipit, 2019; Cassidy, 1994).

Kobak ve Sceery (1988), güvenli bağlanan bireylerin stresli durumlarda başkalarından destek istemeye daha açık olduklarını; kaçınan bağlanan bireylerin ise olumsuz duygularını inkâr etmeye eğilimli olduklarını ortaya koymuştur.

Bunun yanı sıra kültürel faktörler de belirleyicidir. “Güçlü ol”, “Abartma” , “Ağlama” gibi mesajlarla büyüyen bireyler, zamanla duygularını bastırmayı öğrenebilir ve bu durum duygusal farkındalığın zayıflamasına yol açabilir (Oksuz, Duyguları Açabilme – Özerklik İlişkisi).

 

Duyguları Paylaşmak Neden Bu Kadar Önemlidir?

Duygular, insan davranışlarını yönlendiren temel psikolojik süreçlerdir. Bu nedenle duyguların sağlıklı biçimde ifade edilebilmesi, bireyin ruhsal dengesini koruyabilmesi açısından kritik bir role sahiptir.

Bilimsel çalışmalar, duygularını ifade edebilen bireylerin;

  • Kendileriyle daha sağlıklı bir bağ kurduklarını
  • Kişilerarası ilişkilerinde daha açık ve güvene dayalı iletişim geliştirdiklerini,
  • Empati becerilerinin daha güçlü olduğunu,
  • Stresle baş etme kapasitelerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir (Dökmen, 1988; Collins & Miller, 1994).

Pennebaker’in (1997) çalışmaları, duygularını yazı yoluyla ya da sözel olarak ifade edebilen bireylerin içgörü düzeylerinin arttığını ve yaşantılarını anlamlandırma süreçlerinin kolaylaştığını ortaya koymuştur.

Benzer şekilde, duygularını açabilen bireylerin daha üretken ve daha mutlu olabildikleri; paylaşamayan bireylerde ise içe kapanma, ilişki sorunları ve depresif belirtilerin daha sık görülebildiği vurgulanmaktadır (Oksuz, Duyguları Açabilme – Özerklik İlişkisi; Bozkurt, 1989).

Bu bulgular, duyguları paylaşmanın yalnızca ilişkisel bir ihtiyaç değil; aynı zamanda psikolojik sağlık açısından koruyucu bir işlevi olduğunu göstermektedir.

 

Duyguları Sağlıklı Bir Şekilde Paylaşmak Nasıl Olur?

Duyguları paylaşmak doğuştan gelen bir yetenekten ziyade, zaman içinde geliştirilebilen bir beceridir. Gross (1998), duyguların düzenlenmesi sürecinde farkındalık ve ifade becerisinin merkezi bir rol oynadığını vurgular.

Bu sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için bazı temel ilkelerden söz edilebilir:

  • Duyguyu fark etmek ve adlandırmak: Cassidy (1994), duygusal farkındalığı yüksek bireylerin duygularını daha düzenli ve sağlıklı ifade edebildiklerini göstermiştir. “Şu anda ne hissediyorum?”, “Bu duygunun altında hangi ihtiyaç var?” gibi sorular, duygusal farkındalığı artırır.
  • Ben dili kullanmak: Rosenberg (2003), şiddetsiz iletişim modelinde, bireyin duygularını suçlayıcı değil öznel bir dille ifade etmesinin çatışmayı azalttığını belirtir.
  • Doğru zaman ve doğru kişi: Jourard (1971), kendini açmanın güven ilişkisi içinde gerçekleştiğinde psikolojik olarak onarıcı olduğunu vurgular.
  • Aşamalı ilerlemek: Altman ve Taylor’ın (1973) Sosyal Nüfuz Kuramı, ilişkilerde duygusal derinliğin zaman içinde katman katman geliştiğini göstermektedir.

 

Duygularını Paylaştıktan Sonra Pişmanlık Yaşayanlar Ne Yapmalı?

Duygularını ifade ettikten sonra pişmanlık hissi yaşamak oldukça yaygındır.

Bu durum çoğu zaman paylaşımın kendisinden değil; yanlış kişiyle, yanlış zamanda ya da sınırlar korunmadan yapılmasından kaynaklanır.

Selçuk (1989), kendini açmanın sosyal normlara ve bağlama uygun olmadığında ilişkisel sorunlara yol açabileceğini vurgulamaktadır.

Bu gibi durumlarda şu noktalar önemlidir:

  • Duygusal sınırların netleştirilmesi (Jourard, 1971)
  • Herkesin aynı düzeyde empati kuramayabileceğinin kabul edilmesi
  • Paylaşım öncesinde “Bunu neden paylaşmak istiyorum?” sorusunun sorulması
  • Duyguların önce yazı yoluyla ifade edilmesinin denenmesi (Pennebaker, 1997)

Unutulmamalıdır ki duyguları paylaşmak bir performans değil, gelişimsel bir süreçtir.

 

Önceki BlogÇocuklar için Felsefe (P4C) Nedir? P4C Nasıl Uygulanır?
Sonraki BlogSüpermen Sendromu Nedir? Nasıl Gelişir? İlişkilere Etkisi?

Bostanlı Psikoloji Merkezi

BOSTANLI PSİKOLOJİ MERKEZİ

İzmir Bostanlı Psikoloji Merkezi, bünyesinde çocuk, ergen, yetişkin ve çiftlere yönelik psikolojik danışmanlık hizmeti sağlamaktadır. Farklı uzmanlıklara sahip profesyonel ekibiyle kişiye özgü, bilimsel temelli ve etik ilkelere bağlı bir hizmet sunulmaktadır. Ruh sağlığı alanında güvenilir bir kurum olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

 

Site içeriğinde bulunan bilgiler destek sağlamak içindir. Hekimin hastasını tıbbi amaçla tanı ve teşhis koyması yerine geçmez.

Telif Hakkı © 2025 Bostanlı Psikoloji Merkezi. Tüm hakları saklıdır. | Powered by MMA

Son Güncelleme Tarihi: 18-11-2025 22:20:00